İSMAİL BAYRAK
İyi bir vatandaşlık sosyal sorunlara karşı harekete geçmektir.



Cüneyt Arkın
Cüneyt Arkın

Cüneyt Arkın, gerçek adıyla Fahrettin Cüreklibatur oyuncu, 8 Eylül 1937´de Eskişehir'in Alpu ilçesine bağlı Karaçay köyünde dünyaya geldi.

Aslen Kırım tatarlarındandır.

Lise öğrenimini Eskişehir Atatürk Lisesi n de yapmıştır.

Türk sinemasının en ünlü oyuncularından olan Cüneyt Arkın, üniversitede tıp öğrenimini almış , askerliğini yaptığı yerde Göksel Arsoy'un filmi çekilirken yönetmenin dikkatini çekmiş. Bir süre iş arayan Fahrettin sonra yönetmenin teklifi aklına gelip oyuncu olmaya karar vermiştir.

Sinema oyunculuğu yaşamına 1964´te başlamış, ve iki yıl içinde en az otuz film çevirmiştir.

Yaklaşık 300 filmde oynayan Cüneyt Arkın, son yıllarda Türk televizyonunda değişik dallarda gorünmeye başlamıştır.

Ata binmede ve karatede uzman sporcu unvanına sahiptir.

Kısa bir süre gazetelerde sağlıkla ilgili köşe yazarlığı da yapmıştır

1937 yılının Eylül ayında Eskişehir' de doğdum

1937 yılının Eylül ayında Eskişehir' de doğdum. İlk anılarım ablamın melankolik şarkıları, babamın akşamüstleri bahçeyi sularken içtiği rakıya karışan kızgın toprağın, güneşin ve çiçeklerin kokusu oldu. Annem topuklarına kadar uzun saçlı bir kadındı ve gizli gizli ağlardı. Biraz daha büyüyünce günlerim çiftlikte geçmeye başladı. Toprağa karışmış kalın tenli, kaba, kara, büyük elli kadın ve erkekleri seyrederdim tarlalarda. Akşamüstleri bir rüzgar uğuldardı kulaklarımda. Uçsuz bucaksız ovadan geçen treni karma karışık özlemler, korkular, isteklerle beklerdim. Bu benim ilk yalnızlık duygumdu. Ve sonra hep yalnız kaldım. 

Tabiatı unutulmaz bir şekilde gözledim. Unutamadığım şeylerden birisi kırlangıçlardı. Onların yuva yapışlarına hayran kalmıştım. Erkek ve dişi kırlangıç, çamuru yutuyorlar. Bunu salgılarıyla birleştiriyorlar. Çalı parçası getiriyor biri, O salgıyla buluyorlar. O yuvanın yıkılmasına imkan yoktur! Bir diğer özellik de kırlangıcın yavrularını yine at kıllarıyla yuvaya bağlamasıdır. Onların yavru kaybetmeleri hemen hemen imkansız gibidir. Sonra bu yavrulara uçmayı ve yaşamayı öğretmeleri de çok müthiştir.

... anam beni Eskişehir Necatibey İlkokuluna yazdırdı. Ne korkunç, diye mırıldanıyordum kendi kendime. Beni topraktan ayırmaya hakkı yok diye geceleri şehirden kaçıp, büyük ırgat ateşleri arasında uyuyordum. Bu anamı üzüyor, babama kıvanç veriyordu. Bir erkek okuyup da ne olacaktı ki. Yine de ilkokulu normal bitirdim. Zaten ders kitaplarından çok kimsesiz çocuk romanlarıyla, taşı toprağı altındır diye İstanbul'a kaçan ve adamı topuğundan vuran canilerin hikayelerini okumuştum.

Çocukluğumun unutulmayan hatıralarından birisi de kış geceleri dinlediğim menkıbelerdi. Daima kahramanlık üzerine idi. Tabii şimdi kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum. Beyaz ve kanatlı bir atı olan bir kahraman hep vardı. Ve dünyanın neresinde olursa olsun bir sıkıntısı, acısı olan insanlara yardıma koşardı. Temeli bu idi bu menkıbelerin. Belki bir çoğu da bizim destanlarımızın yeni şartlara uydurulmuş versiyonlarıydı. Mesela Deli Dumrul'u dinlediğimi çok iyi hatırlıyorum. Ve Battal Gaziler, Köroğlu hikayeleri... O yaşlı kadınların inanılmaz muhayyilesinde yeni bir biçim kazanarak aktarılan müthiş menkıbeler. Babamın aldığı, Hazreti Ali'nin cenklerini anlatan kitaplar. O çocuk yaşımda, benim de zülfikar gibi bir kılıcım olmasını isterdim. Kuran-ı Kerim ve mevlid okunur, yaşlı insanlar dini sohbetler yaparlardı. İşte o sohbetlerde hem İslam kültürünü, hem din eğitimini alırdık.

NOT : www.cuneytarkin.com.tr web adresinden alıntıdır. Biyografinin devamı ve Cüneyt Arkın hakkındaki tüm detaylı bilgilere KİŞİSEL WEB SAYFASIndan ulaşabilirsiniz.