Böyle mübarek iftardayız. Bir yandan iftar yemeğimizi yerken çekirdek ailemle, diğer yandan günün haberlerini dinliyoruz sekiz ajansında. Yemek sonrası da bir sap tütün içmedi mi olmaz gibi gelir ama bu günlerde onu da pek beceremezsiniz. İlk tütün dumanı giderken ciğerlerinize yine başınız döner ama bu sefer sersemliğinizden muktedirdir. Balkondayım. Eşim acı telaşla koşar adımlarla geldi yanıma.

Güzel bir Ramazan akşamında, Ağustos sıcağının içinde iftarımızı yapıyoruz. Ramazan’ın ayrı bir havası vardır ya hani o hep bildiğimiz; sokaktan geçen davulcunun sesi ile uyanıp, tüm ailenin ayakta olduğu gecenin bir yarısı. Özellikle gecenin o saatlerinde pencerenizden dışarıya baktığınızda, evlerin içinden gelen ışıklarla içiniz daha bir huzur ile dolar. O an düşünürsünüz, acaba saat hala akşamın dokuzu mu? Herhalde sırf bu nedenden, sahurları hep camdan dışarı bakma ihtiyacı duymuşumdur. Ne kadar çok pencereden ışık bahçenize süzülüyorsa içiniz o kadar bereketle dolar. Sonra daha uzaklara bakarsınız, derin şükür ederiz rabbimize.

Tüm gününüz bu Ağustos sıcağında, kursağınıza bir yudum su, bir lokma ekmek geçmeden geçer. Sonra pek bir dingin akşam olur ve ezan okunur. Yeniden şükür eder, avucunuzu semaya açar, hamd edersiniz. İlk yudum su geçerken boğazınızdan hafif başınız döner. Gözlerinizin feri gelir, başlarsınız mis gibi kokan pideden yudum yudum yemeğe.

Böyle mübarek iftardayız. Bir yandan iftar yemeğimizi yerken çekirdek ailemle, diğer yandan günün haberlerini dinliyoruz sekiz ajansında. Yemek sonrası da bir sap tütün içmedi mi olmaz gibi gelir ama bu günlerde onu da pek beceremezsiniz. İlk tütün dumanı giderken ciğerlerinize yine başınız döner ama bu sefer sersemliğinizden muktedirdir.

Balkondayım. Eşim acı telaşla koşar adımlarla geldi yanıma.

— İsmail. Sıtkı Ustan hastalanmış, hastanedeymiş.
— Hayırdır nereden duydun?
— Mehmet Ali Erbil, Çarkıfelek’de söyledi.
— Hala halaaa o nasıl iş ya akşam akşam.

Bir hışımla koşar adımla geçtim televizyonun karşısına. Lakin ben gelene kadar konu değişmiş.

Aklıma ilk gelen kadim ağabeyim, güzel insan Can Pak’ı aramanın doğru olacağı, Sıtkı Usta ile ilgili en sağlıklı bilgiyi ondan alabileceğimdi. Hemen sarıldım telefona.

— Ağabeyim hayırlı akşamlar.
— Vay, İsmail’im nerelerdesin sen?
— Eh işte ağabeyim. Bıraktığım gibi aynen devam.
— Çoluk çocuk nasıllar?
— Allah’a şükür abi, hamd olsun.
— Pek güzel İsmail’im pek güzel.
— Ağabeyim, kusura bakma akşamın bu saatinde rahatsız ettim ama hanım televizyonda Sıtkı Usta’nın hastalandığını, hastanede olduğunu söyledi. Telaşlandım. Eğrisini doğrusunu sen bilirsin diye sana danışayım dedim. Nedir bu işin aslı?
— Ah be İsmail’im! Doğru duymuşsun. Sıtkı Ustamız çok hasta, hastanede şimdi. Hafta sonu motorcu arkadaşlarla gittik ziyaretine…

Can ağabeyim bu sözleri söylerken, gözlerim doldu. Zira sadece sevdiğiniz değil, kim olursa olsun sevdiklerimden bu tür havadisler almak pek etkiler beni. Hani sayfanın başında da yazar ya, pek sümüklü çocukmuşum ben diye, gerçekten de öyleyimdir.

Sıtkı Usta’yı Can Ağabeyimin vesilesi ile tanıdım. Kendisi pek bir can, pek bir güzel insandır. Sadece Kütahya’nın değil, tüm Türkiye’nin tanıdığı seramik ustasıdır. Sayısız eserlerin yanında sohbeti ayrı bir dünyadır. Yanımdan ayrılmasın, sabaha kadar anlatsın dinleyeyim denilecek nadir insanlardandır. Adam gibi adamdır lafın kısası. Lafın kısası diyerek kestirip atılmayacak karakterdir lakin ne benim ne de büyük bir yazarım diyeceklerin kelimelerine sığmaz. Harran Ovası gibidir yüreği, bereket dolu. En ince sanat eserlerini hayata geçirirken, ellerinin nasırlı olduğunu göremezsiniz. Mütevazidir, görüp göreceğiniz en mütevazi insanlardandır.

Vehbi Koç’un kendisine hediye ettiği Turkuaz renkli arabasına binme şansını yakalayanlardan biri de benimdir. Aynı mecliste oturmaktan, sohbetine müdahil olmaktan onur duyduğum insandır.

Sıtkı Usta benim naçiz kalemimden çıkacak kelimelerle anlatılmaz. Anlatılamaz.

Dileğim odur ki; İnşallah tez vakitte sağlığına kavuşur ve yine bizi o samimi sohbetine katar. İçten gelen gülücüğü ile gözlerimizin içine bakarak gülümser.