" name=keywords> " name=page-topic> " name=dmoz> " name=altavista> " name=scooter> " name=google> " name=msn> " name=SEARCH>


Sen henüz ananın kucağında annene seslenmeye çalıştın ama yapamadın. Onu izledin, ona yakın olmak sana güven verdi. Annenin gülüşüne güldün, üzüldüğünde ise ağlamaya çalıştın. Karnın acıktı ağladın, gazın geldi ağladın, susadın ağladın, altına yaptın ağladın. Ey insanoğlu sen tüm bunları yaparken birşeyi gözden kaçırdın, "bu davranışın seninle ömrünün sonuna kadar gelecek"...

Sen henüz ananın kucağında annene seslenmeye çalıştın ama yapamadın. Onu izledin, ona yakın olmak sana güven verdi. Annenin gülüşüne güldün, üzüldüğünde ise ağlamaya çalıştın. Karnın acıktı ağladın, gazın geldi ağladın, susadın ağladın, altına yaptın ağladın. Ey insanoğlu sen tüm bunları yaparken birşeyi gözden kaçırdın, "bu davranışın seninle ömrünün sonuna kadar gelecek"...

Gün geldi konuşmayı öğrendin. Annenin mimiklerini izlediğin dönemler sona ermeye başladı. Annenin üzgün olduğunu hissedip tepki vermeye başladığın zamanlar, konuşmayı öğrendikçe yerini sesli iletişime bıraktı ve sen beden dilinden hiç vazgeçmedin.

Ne kadar etkili konuşma yapsan da beden dilin seni ele veriyor. Herkesin içinde saklı olan o bebek ruhu karşındakinin lisani halinden anlıyor. Peki sen ne zaman bunun farkına varıyorsun?

Gözbebeği büyük insan gördüğünde neden ona güvenin ve inancın artıyor, seninle göz teması kuranların içindeki boşluğu gördüğünde arkasında ne tür bir boşluk ve sahtelik olduğunu anlayabiliyorsun ama tüm bu olanlara anlam veremiyorsun.

Şimdi sessizce konuş kendinle, ağzından çıkan ile bedeninin ağzından çıkana verdiği karşılığı düşünerek bak gözlerimin içine. Sözleri bir kenara bırakırsan yerini beynin başka eylemlere bırakacaktır.

Hiç yalnız kalmadığını söyleyebilirsin insanoğlu hatta bunca insan içinde nasıl yapayalnız kaldığını da söyleyebilirsin. Kişi kendinin kölesi belki. Zaman ise senin isimlendirdiğin saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar ile şekilleniyor. Gerçek zaman yine senin bedeninin içinde. Adını koyabildiğin anlarda seksen sene yaşamak dediğin kavramda hiç bilemediğin ve adı konulmamış ifadelerde seksen sene neden 10 saniye değil. Bu nedenle belki göz açıp kapayana kadar bir ömrün bittiğini söyleyebiliyoruz. Zamanı sen buldun insanoğlu, bu bedeni sana emanet eden yaratıcın birgün gelip onu senden aldığında neyi sahipleneceksin. Evin, araban ve güzel elbiselerin de senin zamanına yenik düşecek bedenin gibi. Zaman ve beden sen farkında varmadan hep bir kefede yol alıyor sessiz, sakin ve pek çok anlamlar içinde.

"Sabah kalkıyorsan varsın" dediğin anlarda bu dünyanın seni içinde var etmek isteyip istemediğini sorgulayamazsın. Yeni bir gün başlamıştır. O gün son günün olacağını bilmesen de tüm telaşı ile hayata "merhaba" dersin. Sevgi sözcükleri kurarsın, belki bir tohum ekersin toprağa ve bir kediye su verirsin avuçlarınla. Bastığın kara parçasında hayatın uzayıp gider. Dünya ayaklarının altında saniyede yirmi sekiz kilometre hızla akıp giderken sen olduğun yerde kaldığına inanırsın. Herşey ama herşey abartısız bir şekilde birbirleri ile bağlantıdadır. Şevksiz ve şüphesiz seni oluşturan atomlar başka atamlara karışır, su olur demir olur fruktoz olur, bir bütünde sen olur. Sen hala olduğun yerde kaldığını düşündüğün anda o annenin koynundaki sessiz iletişim kurduğun anlara dönersin. Ne zaman susarsan bedenin seni diğer atomlara anlatacak ve iletişim kuracak bir kanal mutlaka bulacaktır.

Dedim ya insanoğlu sen daha bir çocuksun...

Dünya sahnesine çıktığın iki buçuk milyon yıldan bu yana son seksen bin yılda kendini anlamaya başladın ve şunun şurasında yirmi bin sene kadar konuşuyor, yazıyor ve duygularını ses ile ifade etmeye çalışıyorsun. Bu evrim bir gün tamamlanacak ama sen bunu göremeyeceksin. O güne kadar kendinle başbaşa kalmanın derin zevkini tat. Annenin kucağında huzurlu olduğun anlardasın hala. İnsanlar bir sonraki aşamada insanlıklarını bir kenara bırakacak olursa, yaratıcıya ihtiyaçları olmadığı hatalarına düşerse, sahipsiz kalırlar. Annelerinin kucağından inerler ve konuşmaya başlarlar. Bedenleri seslere, düşünceleri ruhlarına karışır.

İnsanoğlu uzaklarda yalnız kalmak istediğinde senin zamanından öteye geçmek isteyecek, ruhlarını inkar edecek, konuşmayı terk edecek olursa onlara kızma. Annelerinin kucağından inip tabiat ananın kucağına düşen her insan doğayı sevmek zorunda, doğaya saygı duymak zorunda, doğaya karışmak zorunda.

Dedim ya insanoğlu, sen bir çocuksun. Ergenlik çağına girdiğinde konuşmayacak, büyüdüğünde ise zaten bu evrende olmayacaksın.

İsmail Bayrak (Evin Çatısından)