" name=keywords> " name=page-topic> " name=dmoz> " name=altavista> " name=scooter> " name=google> " name=msn> " name=SEARCH>


Çocukluğumuzda arkadaşlarımızla küserdik. Küsmek acayip bir duyguydu. İrfan, Seçkin’e küsmüş dediği zaman Erdoğan, hepimiz Seçkin’e küserdik. Dağ dağa küsmüş de haberi olmamış misali, İrfan ile Seçkin’in arasını düzeldiğini bilmez, Seçkin’le konuşmamak için gözümüzü kaçırırdık. Neden sonra bakarız, Seçkin ile İrfan köşe başında muhabbet ediyor. Gene susardık. "Barıştınız mı?" Bile demeden, gözlerindeki birbirlerine olan muhabbetten anlar, sohbete biz de dahil olur, konuyu oracıkta kapatırdık.

Çocukluğumuzda arkadaşlarımızla küserdik. Küsmek acayip bir duyguydu. İrfan, Seçkin’e küsmüş dediği zaman Erdoğan, hepimiz Seçkin’e küserdik. Dağ dağa küsmüş de haberi olmamış misali, İrfan ile Seçkin’in arasını düzeldiğini bilmez, Seçkin’le konuşmamak için gözümüzü kaçırırdık. Neden sonra bakarız, Seçkin ile İrfan köşe başında muhabbet ediyor. Gene susardık. "Barıştınız mı?" Bile demeden, gözlerindeki birbirlerine olan muhabbetten anlar, sohbete biz de dahil olur, konuyu oracıkta kapatırdık.

 

Arkadaşımız kime küserse, biz de onun küstüklerine küserdik.

 

Arkadaşlar arasında konuşmamak, arkadaşlığa mesafe koymak gibi şeytani dürtülere de sahiptik. “Olum Mehmet var ya seni ilk gördüğü yerde dövcekmiş” der; verirdik gazı. “He bana da dedi, o da seni dövecekmiş”… Tartışmalar hep ikili ilişkiler üzerine kuruluydu. Derdimiz var ise derdi olanla sorunumuzu çözmeye çalışırdık çocuk aklıyla. Anamıza, babamıza şikayet etmezdik, gammazlamazdık...

 

Sonra büyüdük.

 

Tüm bu küsmelerin yerini “kuyu kazmalar” aldı.

 

Eline geçen ilk fırsatta arkadaşını, kardeşini, sevdiğini satan yeni bir nesille tanıştık.

 

Ağzımızdan çıkan kelimelerin hançer gibi saplandığını öğrendik.

 

Dediler ki; “yapmak zor ama yıkmak kolay”.

 

Biz ne acayip nesilmişiz. Bizim çocukluğumuzda “yapmak çok kolaydı ve yıkmak için ayrı bir meziyetiniz olması gerekiyordu”.

 

Kiminle arkadaş olmak istersek ona gider söylerdik “seninle arkadaş olabilir miyiz?”.

 

Şimdi ben arkadaşlık isteyemez oldum. Korkuyorum.

 

Şimdi benim neslim de “arkadaşlıklardan çok korkar oldu”.

 

Gün geçti. Arkadaşlıkların yerini kardeşlikler aldı. Arkadaşım diyenler başka sokaklarda yaşam mücadelesi verirken birilerinin “İsmail Abi”si oldum.

 

Ben “Abi” oldukça, daha çok korkar oldum.

 

Bizim sokakta “Kamil Abi”miz, “Fatih Abi”miz vardı? Abilik onlarda bir başka güzeldi. Abilerimiz ne derse kabul ederdik.

 

Abiler arabulucuydu. Küsleri barıştırır, cebinize harçlık koyar, derslerinize yardım eder, aşağı mahallenin delikanlarından korur, size saldıran köpeklere hoşt derdi. Abilik kolay değildi.

 

Biz Abilerimiz için yanlış düşünemezdik.

 

Şimdi “Abi” olduk güya.

 

Korumaya, yol göstermeye, sevgimizi paylaşmaya çalıştığımız kardeşlerimiz, ardımızda ellerinde kazma kürek, belamızı bulmamız için ecdadımıza rahmet okumakta.

 

Zor beladır bu işler…

 

Yapılacak onca iş varken, önünüze konulan engellerle uğraşırsınız. “Acaba bugün, acaba şu an, acaba kime beni kötülüyor” diye derdinizle dertlenirsiniz.

 

Bu nesil “Abilik”den öte çok şey biliyor. Belki sırf bu nedenle “artık kimse suya sabuna dokunmamaya yemin etmiş gibi, etrafında olanları görmezden geliyor”.

 

“Dur” diyemiyorsun, kötü oluyor, “yapma” diyemiyorsun “çok biliyo” oluyor, “özür diliyorsun” da “bak ben adamı nasıl dize getiririm” oluyor.

 

Bir şekilde insanı “HAYAT” değil; “HAYATIN İÇİNE EDEN” ama kendini de “ADAM” zannedenler bozuyor…

 

Ben; İrfan'ı, Seçkin'i, Erdoğan'ı ve ben aramızdaki o küskünlükleri çok özledim...

 

(Sana Anlatamadığım Şeyler Var – İsmail Bayrak)