Rahmetli annemde papatyaları çok severdi
Rahmetli annemde papatyaları çok severdi - [2/6/2009]

Bizler ölümleri yanımızda yaşadık. Bizler yaşanan ölümlerin arkasından Fatihalar okurken, bir daha o güzel günlere, o sancılı günlere dönemeyeceğimizi bilsek de, sabaha görüşmek üzere vedalaştık dostlarımızla.

Yenmiyor buralarda bu tür çılbır emin olun
Yenmiyor buralarda bu tür çılbır emin olun - [6/28/2009]

En afallayacağınız konu da, kimlerdensiniz dendiğinde cevabınızın ne kadar tatmin edeceğidir. Şimdi sorsalar, bilmen kimin oğlu, şu vekilin yeğeni, anasının kuzusu hepsi kocaman bir eyvallah olur. Dedik ya kravatını bağlama şeklinin ne anlamı olur. Kimsin denilene en güzel cevabım, Eskişehirliyim amca. Yukarı Kalabak Köyünden İsmail. Al işte aranılan cevap budur.

Söyle İbrahim Abi. Nasıl bir velettim ben?”
Söyle İbrahim Abi. Nasıl bir velettim ben?” - [6/28/2009]

Söyle sevgili, sen hiç kendini unutup daldın mı karanlıklar ülkesine. O ülkeden yalnız kalan her bedene “-Merhaba ben de sizlerdenim” dedin mi? Söyle sevgili, sen bir ilkbahar sabahı, son demlerinde iken güneş, akşam olsa da yatsam diye düşündün mü? O sevgiliye methiye ettiğimiz şiirler içinde yaşanan olmamışlıklar ve bir yanda akıp giden Porsuk Çayı. Sen mi, Eskişehir’in bütünlüğü mü, kızlarımın oyuncakları mı, benim nikotinsiz sigaram mı tüm bu olanların sebebi.

İsrail tohumu gibi mübarek (...)
İsrail tohumu gibi mübarek (...) - [6/28/2009]

Hayat, ona karşı çıktığınız anda size bedellerini çok acımazsızca ödetir. İsteyip de yapamamak olarak sığındığımız fedakârlıklarımız, gün gelir istemeyerek yaptığımız hamurun içinde yoğrulur gider. Tadına bakamayacağımızı, o anlara tekrar dönemeyeceğimizi bilsek de, aralanmış kapılar ardından burnumuzu yeniden uzatır mıyız diye düşünür dururuz. Gitmeliyim derken sana özür dileyebiliyorsam, senden kaçtığımdan değildir. O kapı aralığı değil, o kapının sonuna kadar sana ve senin bütünlüğüne açıklığından gelir.

Kısa kestirince beyaz saçların belli olmuyor
Kısa kestirince beyaz saçların belli olmuyor - [6/28/2009]

Dağ oluyoruz öfkelenince ama bir ince elif olamıyoruz. Selamlarını ilettiğimiz dostlarımızın, sen neden gelmedin havalarına öfkeleniyoruz. İki kısa mesaj arasında dönüp duruyor hayat ve biz kontör telaşına düşüyoruz. Sustukça hayat daha bir hızla ilerliyor, konuştukça, arkasında zafer kazanan atlıların coşkusu gibi, bir deli mutluluk geliyor. Her yere, her kalıba giriyoruz. Su gibi, içine girdiğimiz her maşrapanın şeklini alıyoruz.

Bende aynı yerlere basabiliyor muyum?
Bende aynı yerlere basabiliyor muyum? - [6/28/2009]

Radyo anonslarında duyurulan her kan grubunun sana ait olup olmadığını, her gece on haberlerinde üçüncü sütün haberlerinde ismini bana duyurmandan korkuyorum ve bu nedenlerle “-Gidiyorum” dediğinde tebessüm etmezdim yoksa.

Kaybolmadan geçmişin izlerini taşımak isterim
Kaybolmadan geçmişin izlerini taşımak isterim - [6/28/2009]

Teravih namazlarında en arka safda yaramazlık yapan çocuklara, namaz çıkışında seni babana şikayet edeceğim demeyecek kadar hassas, başını okşayacak kadar –bende senin gibiydim, hiç unutmam diyecek kadar samimiyimdir.

Seni hangi rüzgâr uzaklara sürükledi şimdi?
Seni hangi rüzgâr uzaklara sürükledi şimdi? - [6/28/2009]

Durup kalmadığım, seni üzerine bindirilemeyecek yükler ile uğurladığım ebedi hayatında anneni özledim çocuğum. Şimdi kim diyebilir özlem ayrı şey, özlenmek ayrı şey? Sen diyebilir miydin babana hasretini. Diyemedik işte. Sonsuzlukla sustuk, namertliğimizle oturduk evimizin şark köşesinde.

Ünlem işareti karakterli öfke ve kızgınlık cümleleri
Ünlem işareti karakterli öfke ve kızgınlık cümleleri - [6/28/2009]

Bana hayatlarını bağlayan umutları düşünmeden, uçan balonlar gibi gideceği yeri bilmeden rüzgarlarda savrulmak isterim. Sen bilirsin zaten sevgili gidilen her yerde durmak için bir sebep olamayacağını. O nedenle dersin ya sevgili kal gitme istersen diye. Senin istediğinle değil, çaresizliğimle değil, o ruhumdan taşan sevgim yüzünden yanında olmak, hep senin göğsünde yatmak isterim.

Köprüaltı hamalına tek gülen sen miydin?
Köprüaltı hamalına tek gülen sen miydin? - [6/28/2009]

Eti’nin hemen yanında boş bir arazi vardır. Çocukların taştan kalelerde top oynadığı, karınları acıktığında Eti çalışanlarının camlardan çocuklara bisküvi verdiği Hacı Murat’ın arsası. Eğer mevsim Bahar ve aylardan da Haziran ise, bu arsa tamamen yeşillere bürünür, kalecilerin topu kapmak için uçtuklarını görebilirsiniz.

«
1.
2.
3.
»
»